Güncel

Yaşamın İçinden | “İş devletin hegemonyasına gelirse hukuk kuralları işlemiyor”

"Bir hukuk öğrencisi olarak teori ile uygulamanın bu kadar farklı olduğunu görmek benim için bambaşka bir şey oldu. Ben şu olursa bu yapılır diye okuyordum ama pratikte bambaşka bir gerçekle karşılaştım"

T.Kürdistanı’nın Amed, Mêrdîn ve Wan şehirlerinde kayyım direnişleri bir aya yakın süredir devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda kayyım eylemlerine İstanbul’da sert polis saldırıları gerçekleşmiş, protesto eylemlerini takip eden muhabirlerimize dönük polisin engellemesi ve gözaltısı yaşanmıştı.

Kayyıma karşı sadece T.Kürdistanı’nda değil, başta İstanbul olmak üzere batıda da birçok eylem gerçekleşmiş, kayyıma olumlu bir karşı koyuş örgütlenmişti. Ancak bu karşı koyuştan rahatsız olan polis sadece kitleye değil eylemin sesini duyurmak isteyen gazetecilere dönükte sert saldırılar ile gözaltı yapmıştı. Bunlardan biri 23 Ağustos 2019 günü gençlik örgütleri tarafından Kadıköy’de gerçekleştirilen kayyım protestosu eylemine olmuştu.
Eyleme saldıran polis 5 genci işkence ile gözaltına alırken, çekim yapan muhabirimizin de içinde olduğu 3 gazeteci ile işkenceye tepki gösteren 3 genç kadın da ters kelepçe ile gözaltına almıştı.

Kadıköy’de bir kafede çalışırken işkence ile gerçekleştirilen polis gözaltısına tepki gösterdikleri için ilk kez gözaltına alınan 3 genç kadınla bir araya gelerek yaşanan sürece dair sohbet ettik.
Genç kadınların yaşadıkları gözaltı süreci üzerine sohbet ederken konu konuyu açtı, ülkenin genel durumuna, toplumun korku ve sindirme ile bastırılmasına dair konuşurken bulduk kendimizi.

“Coğrafya kaderdir”

Kadınlar, polisin Kadıköy’deki sol-sosyalist kafelerde “uygulama” adı altında GBT kontrolü ile baskı yaptığını, özel olarak kendi çalıştıkları kafenin de bu “uygulamalara” eklendiğini ve bunun bir çeşit sindirme amaçlı uygulama olduğuna vurgu yaptılar. Ayrıca mahallelerde bekçilerin keyfi şekilde, “polis yetkisi” ile kimlik kontrolü yapmasının dikkat çekici olduğunu dile getiren kadınların, bir mahalle bekçisi evinin balkonunda olan bir kadına seslenerek GBT için kimlik istemesi meselenin trajikomik yönünü gösteriyor.
Konuşmalar devam ederken, 23 Ağustos’ta Kadıköy’de yaşananlara geliyoruz. Genç kadınlardan biri o gün yaşadıklarını şu şekilde aktarıyor: “Yapılan şiddet doğru değildi ve geçmişten günümüze gördüğümüz şiddetti.

Kayyıma karşı yapılan eylemler 5. günündeydi, 5 gündür içim içime sığmıyordu. Bir tepki verememek, kayıtsız kalmak, bu biraz canımı sıkıyordu. Hani der ya İbni Harun ‘Coğrafya kaderdir’ bizde o coğrafyanın birer ferdi olduğumuz için çok sıkıntı yaşadık-yaşıyoruz. Ben de Diyarbakırlıyım, kayyımı duyunca şaşırdım. Yani erken oldu, yoksa bekliyorduk.”

“Sessiz kalmadık, çevredekilere sessiz kalmayın dedik”
Kadıköy’de ise protesto eyleminde polisin ‘dağılın’ demesi ile saldırısı aynı anda oldu. Biz şaşırdık ve merak ettik ne oluyor, bu kadar sert saldıracak ne oldu diye. Yerde bir genç, üzerinde polisler, koşuşan gençler ve kovalayan polis küfürler savurarak… Ve sonra polis bir gencin kaburgasına ayağıyla bastı tam karşımızda. Biz de yaptığınız şey yasaya aykırı diyerek sessiz kalmadık, çevredekilere sessiz kalmayın dedik. Polis şiddetini alkışlarla protesto ettik, kaldı ki o esnada insanlar da tepki gösteriyordu.

4 polis ellerimi ters kelepçe yaparak gözaltına aldı. Geçmişte benzer şeyler yaşadım, şiddet gördüm polislerce ama ‘nasip’ olmamıştı gözaltı! Garip değildi çünkü geçmişte de gördük benzer muameleyi, cezaevinde şiddet gören bir babanın evlatları olarak… Evim devlet tarafından bombalanmıştı; annemin, ablalarımın gördükleri şiddet geldi gözlerimin önüne.

Gördüklerimize tepki vermek bazı şeyleri daha kısa sürede değiştirebilir

“Yani orada düşündüğüm şey şuydu: ‘Hiçbir zaman değişmeyecek, biz nereye gidersek gidelim yaşayacağımız sanırım bunlar’ . 7 saat boyunca ters kelepçe ile bekletildik. Ben hiç pişmanlık duymadım, ailem ben söylemediğim halde duymuş ve rahat durmadı demişler. Ancak rahat durmamak değil bu, doğru bulmadığına tepki göstermek, abartılacak bir şey yoktu bunda. Belki bazen bireyler olarak gördüklerimize, sadece gördüklerimize tepki vermek, bir şekilde dile getirmek; bu şekilde belki bazı şeyler daha kısa sürede değişebilir.”
“Neden susuyorsunuz?”diye sormak gözaltı sebebi…
Gözaltına alınanlardan bir diğer genç kadın görece duruma daha yabancı. Yaşadıklarının onu çok farklı düşünceler içine sürüklediğini ise şu şekilde aktarıyor:
“O gün bir eylem vardı önümde ve ben ne olduğunu bile bilmiyordum. Bir anda birileri önümde sürüklenmeye başlandı. Polise doğru gittim ve ‘Bir vatandaş olarak merak ediyorum, neden alıyorsunuz?’diye sordum. Polis ‘Canımın istediğini alırım çok konuşma’ diyince ben de “Bana bunun hukuki gerekçesini açıkla, ben bir vatandaşım ve soruyorum. İhtarda bulunmanız gerekiyordu almadan önce’ dedim, polis yine ‘benim canımı sıkma’ gibi bir şey dedi. Sonra ben geri döndüm söylene söylene.

Gençlerden biri sürüklenerek alınınca ben yeniden tepki gösterdim ve etrafa ‘neden tepki vermiyorsunuz, neden susuyorsunuz? Neyi bekliyorsunuz?’ diye bağırmaya başladım. Bir de ben zaten daha önce ilk müdahalede çekim yapmıştım ve polisle itiş kakış yaşamıştım. Yeniden kafenin önünde saldırı olunca ben sesimi artırdım ve sloganlar atmaya başladım; ‘Bizi de alın biz buradayız, madem almak bu kadar kolay’ diye. Polis ‘Seni de almamızı istiyorsun demek ki’ dedi ve ellerime ters kelepçe yaptı ve aldı.”

“Benim için, mesleğim için bir dönüm noktası oldu”
“Benim için en şok edici şey ise insani bir tepki vermeme rağmen, bu tepkinin ‘Terör propagandası yapıyor’ diye önüme sürülmesi oldu. Beni gözaltına alan kadın polis ‘Sen necisin?’ dedi, ‘Hukuk öğrencisiyim’ dedim. ‘Senin ne işin var teröristlerle; onlar HDP’li, terörist’ demesi üzerine, ‘Ortada bir terör yok, ortada bir terör eylemi de yok. Ortada insani bir tepki var. Ben insani bir tepki gösteriyorum, buna tepki göstermemek terördür asıl’ dedim.
Polisin devlet teşkilatının eğitilmiş bir köpeği gibi davrandığını gördüm. Yaptıkları şeyin hukuka aykırı olduklarını bile bile, o gösteriye o şekilde müdahale etmemeleri gerektiğini bile bile yaptılar bunu. Bir de biz terörist ilan ediliyoruz. Bir hukuk öğrencisi olarak teori ile uygulamanın bu kadar farklı olduğunu görmek benim için bambaşka bir şey oldu. Ben şu olursa bu yapılır diye okuyordum ama pratikte bambaşka bir gerçekle karşılaştım. Yani iş devletin hegemonyasına gelirse hukuk kurallarının işlemediğini, hukukun tamamen egemenin iradesinde olduğunu anladım. Bu benim için, mesleğim için bir dönüm noktası oldu.”

“Hukuk, egemeni güçlendirmek için silah olarak kullanılıyor”
“Orada maruz kaldığım psikolojik şiddet, kadın arkadaşlarıma dönük şiddet ve tepkim nedeniyle itilip kakılmam, iş egemene karşı gelmek ise insanca hiçbir müdahale olmadığına şahit olmama vesile oldu. Yani bırakın hukuku, insanca yanı kalmıyor hiçbir şeyin. Gözaltı süreci belki 24 saat sürdü ama benim kafamda bir sürü soru işareti bıraktı.
Avukatların darp edilmesini duyunca hukukun egemen karşısındaki durumunu görmüş oluyorsun. Yani dedim ya bana hiçbir şey diyemeyecekleri bir yere gelmeliyim ya da o sistemin içinde çürük avukatlardan olup kenara atılırım. Ben şunu anladım ki hukuk, toplamda egemeni güçlendirmek için silah olarak kullanılıyor.”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu